Duygu Düzenleme

Duygu Düzenleme

Türk Dil Kurumu, duyguyu, “belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim.” olarak tanımlamıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanın olduğu yerde duygu da vardır. Duygular bir kişinin olayları yorumlama biçimini, algılarını, bilgiyi işleme biçimini, olaylar karşısında ne düşüneceğini hatta ne tepki vereceğini, kısacası yaşama ve yaşam olaylarına verdiğimiz anlamı etkilemektedir.( Koçak, 2002) Pozitif duygular kadar negatif duygular da günlük yaşamımıza eşlik eder. Duygular çoğu zaman faydalıdır, fakat zarar verici olduğunu düşündüğümüz noktalarda bu duyguları düzenlemeye dair bir soru işareti yükselir. Bu da bizi duygu düzenleme konusuna götürür, kişi özellikle negatif duygularını nasıl düzenler, negatif duygularını nasıl sosyal hayata adapte eder?

         Bir duyguyu, buna pozitif ve negatif duygular da dahildir, azaltmak, korumak veya arttırmak için kullanılan tüm stratejilere duygu düzenleme adı verilir. (Gross, 1998) Duygu düzenleme hem bireysel gelişim açısından hem de sosyal ilişkilerin kalitesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Duygu düzenleme becerisinin kuvveti, sorunları, kaygı veya korku uyandıran durumları yeterli ve gerekli şekilde yönetebilmek için oldukça gereklidir. Duygu düzenleme becerisinin eksikliği, çocukluk ve ergenlik dönemi başta olmak üzere, davranış problemleri ve saldırganlık, dürtüsel davranışlar ve gelecekte ortaya çıkabilecek psikopatolojiler açısından risk faktörüdür. (Çelik, 2014) Yeterli duygu düzenleme becerisine sahip olan biri duygularının farkındadır ve duygularını anlayabiliyordur, duygularını kabul eder, dürtüsel davranışlarını kontrol edebilir ve negatif duygular hissettiğinde dahi bir amaca uygun davranış sergileyebilir, ve son olarak duruma uygun duygu düzenleme stratejilerini esneklikle kullanabilir. (Gratz, Roemer, 2004)

         Lazarus (1999), kişinin olay ve durumlar karşısında, duygusal bir tepki vermeden önce bilişsel tepkiler geliştirdiğini, bunların da duygusal tepkileri getirdiğini söylemiştir. Thompson (1994) ise duygu düzenlemeyi tanımlarken, “kişinin amaçlarını yerine getirmeye yönelik duygusal tepkileri değiştirmekten sorumlu içsel ve dışsal süreçlerdir” demiştir. Bunların üzerine denebilir ki kişinin amacına doğru bir şekilde ulaşması için duygular düzenlenebilir ve duygu düzenlemede bilişsel tepkileri değiştirmek önemli bir basamak olabilir.

         Dodge (1991), duygu düzenlemeyi sosyal bilgi süreç modeliyle beş basamakta incelemiştir. Bu modele göre çocuk sosyal işaretleri yorumlar ve duruma göre yanıt geliştirir. İlk basamakta, çocuk işaretleri algılar, dikkatini işaretlere odaklar. Sonraki basamakta bu işaretleri yorumlar. Öğrendiği işaretleri yorumladıktan sonra muhtemel davranışsal tepkilerini oluşturmaya başlar. Bir sonraki basamakta ise bu muhtemel davranışsal tepkileri dener, ölçer ve sonuçları değerlendirir. Son basamakta ise bu değerlendirme sonucu seçtiği tepkiyi benimser. Bu modele göre elbette aile oldukça önem taşır. Model der ki 'çocuk aileden gördüğü şekilde duygu düzenleme stratejilerini belirler.' Yine duygu düzenleme stratejilerinin aile içinde pekiştirilmesi buna dahildir. Çocuğun bir olay karşısındaki tutumu, duygularını düzenleme şekli aile tarafından övülebilir ve yerilebilir. Çocuğun çevresindekilerin duygularını başarıyla yönettiğini görmesi de kendisi için örnek olacaktır.

          Gross (1998) ise duygu düzenlemeyi ortak süreç modeliyle açıklamıştır. Bu modele göre duygu içten veya dıştan gelen bir ipucunun değerlendirilmesiyle başlar.  Gross’ a göre, duygu düzenleme stratejileri iki şekilde incelenir : geçmiş odaklı (antecedent-focused) ve tepki odaklı (responsefocused) stratejiler. Geçmiş odaklı duygu düzenleme, duygusal reaksiyondan önce ortaya çıkıp fizyolojik tepkilerimizi ve davranışlarımızı etkilerken, tepki odaklı stratejiler duygu oluşumu sırasında ortaya çıkmaktadır. Geçmiş odaklı duygu düzenleme stratejisini kullanan bir kişi, duygusal tepkiyle gelen bir davranışsal yanıt oluşturmadan önce duygusal tepkisini değiştirebilir. Tepki odaklı duygusal düzenleme stratejisini kullanan biri ise, duyguyla gelen davranışsal bir tepki oluştuktan sonra, ilk başta beliren duyguyu düzenlemeyle ilgilidir.

Bilişsel yeniden değerlendirme (cognitive reapprasial) , geçmiş odaklı duygu düzenleme stratejilerindenken, bastırma (suppresion) tepki odaklı bir duygu düzenleme stratejisidir. Reapprasial duygudan önce ortaya çıktığı için, burada gerçekleşen bir değişim bütün duygusal tepkiyi değiştirebilir. Bilişsel yeniden değerlendirme stratejisini kullanan birisi, negatif duyguyu hissettikten sonra bunu yeniden gözden geçirebilir ve tamamen yeni bir duyguya ve dolayısıyla yeni bir tepkiye çevirme şansı olabilir. Duyguya neden olan durumun neden tetikleyici olduğunu, kendisinde bu duyguyu neden uyandırdığını farketme ve buna binaen duygusunu değiştirme şansı vardır. Suppression ise duygu neredeyse ortaya çıktığında gerçekleşen bir duygusal düzenleme stratejisi olduğundan, duygudan sonraki tepkide belirleyici olacaktır. Bastırmayı duygusal düzenleme stratejisi olarak kullanan biriyse, duygu ortaya çıkar ve o duyguyu taşır fakat onu bastırmaya çalışarak ve dışarıya yansıtmamaya çalışarak bir duygu düzenleme gerçekleştirir. Kısaca duygusunu bastırır ve bu duygu doğrultusunda bir tepki ortaya çıkarmaz.

Bilişsel yeniden düzenlemeyi duygusal düzenleme stratejisi olarak kullananların arasındaki bazı farklılıklar araştırılmıştır. Bilişsel yeniden düzenlemeyi kullananlar yalnızca davranışlarını değil ne hissettiklerini de değiştirebilirler. Stresli durumlarda iyimser bir perspektif sergileyebilir, stresli buldukları kısmı yeniden değerlendirebilir ve çabalarıyla bu kötü duygu durumunu telafi edebilirler. İyi ve kötü duygularını paylaşmaya eğilimlidirler ve yakın ilişki kurabilirler. Düşük depresif semptomları, yüksek özgüvenleri ve yüksek hayat tatminleri bulunmaktadır. Bastırmayı kullananlar ise gerçek kimlikleri konusunda çoğunlukla çevrelerindekileri yanlış yönlendirirler, stresli durumlarda gerçek duygularını gizleyerek başa çıkarlar. Ne hissettikleri konusunda net değildirler ve gerçekten hissettiklerinden daha az negatif duygu durumu belirtirler. Negatif veya pozitif duygularını paylaşmak konusunda istekli değildirler. (Gross, John, 2003)