Aleksitimi Nedir ?

Aleksitimi Nedir ?

Kişinin duygu düzenlemesiyle ilgili bir eksiklikten kaynaklı olduğu düşünülen bir fenomen de aleksitimidir. ( Luminet, Bagby, Taylor, 2004) Aleksitimi, yunanca kökenli olup, Dereboy (1991) tarafından dilimize “duygular için söz yokluğu” ( a(α-)= yok; lexis(λεξιζ)=kelime, sözcük; thymos(θυμοζ)= mizaç veya duygu ) olarak çevrilmiştir. Aleksitimi kavramı ilk kez Sifneos tarafından bir konferansta, psikanalize adapte olmakta güçlük yaşayan ve benzer bazı belirtiler gösteren hastalar için isimlendirildi. (Sifneos, 1973) Bu hastaların psikosomatik belirtileri mevcuttur ve duygularından bahsetmek onlar için oldukça zordur.

Aleksitiminin temel özellikleri, hisleri tarif ve tespitte zorluk, duyguları ve bedensel duyumları ayırt etmede güçlük, kısıtlı tasavvur ve katı, dışadönük merkezli düşünme biçimidir. (Taylor, Bagby, Parker, 1997) Aleksitimik bireyler günlük hayatlarında ilişkilerini başarıyla yürütebilir, düşünme bakımından kapasiteleri yüksek olabilir fakat mesele duygulara geldiğinde duygularını, düşüncelerinden ve bedensel duyumlarından ayırt etmekte zorlanırlar. (Lesser, 1981) Bir çalışmada aleksitimik özellikler ile güvenli bağlanma stili arasında negatif ilişki bulunurken, avoidant ve ambivalent bağlanma stilleri arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Ayrıca aleksitimik bireylerin yaşam kalitesi oldukça düşük bulunmuştur. (Matilla ve ark., 2007)

Aleksitiminin dört temel özelliğine yakından bakmakta fayda bulunmaktadır. Bunlardan ilki, duyguları fark etme, kelimelere dökme ve duyguları birbirinden ayırt etmede yaşadıkları güçlüklerdir. Aleksitimik bireylere nasıl hissettikleri sorulduğunda genellikle çok basit ifadelerle “iyi” veya “kötü” yanıtını verirler. (Yurt, 2006) Sıklıkla fiziksel semptomları ve duygularını birbirinden ayırt etmekte güçlük çekerler. Duyguları elbette vardır ve onları yaşarlar fakat onları söze dökmekteki küntlükleri duyguların inandırıcılığını çoğunlukla yok eder.(Kuhenen, 1993) Sifneos onlar için, başka bir dünyadan gelmiş gibidirler, ifadesini kullanmıştır. (Sifneos, 1988) Olayla ilgili soru sorulduğunda ise duygularından bahsetmez olayı tekrar anlatırlar. Konuşmaları tek düze, ayrıntıcıdır ve genellikle çevreleri tarafından sıkıcı bulunur.

Düş kurmakta zorlanırlar, rüyalarını az hatırlarlar. Kurdukları düşler de oldukça sınırlıdır. Yaratıcılıkları zayıftır, yeni şeyler üretmekte pek iyi değildirler. Çevreleriyle ilişkilerinde iç etkenlerden ziyade dış etkenler yön verir. Bu yüzden sosyal ilişkilere ve çevresel kurallara uymaya eğilimlidirler. Çatışmalardan kaçınmaya eğilimlidirler. Sorun olduğundaysa çözüme giden en kısa yol onlar için en makbul yoldur. Sorunların çözümü ise onlara göre derinlere inerek değil yüzeysel şekilde hallolur. Bu sebeplerden dışardan sosyal olarak uyumlu gözükürler, fakat aslında kendi ruhsal gerçekleriyle oldukça az ilişki içindedirler. Duygularına odaklanmak ve kendi iç dünyalarıyla az ilişki içinde olmak onları psikosomatik hastalıklara oldukça yatkın hale getirmektedir. Duygularının bedenlerinde oluşturduğu duyumları ayırt edemezler ve örneğin yalnızca karınlarının ağrımasına odaklanırlar. (Hintistan, 2012)

Uzun yıllar aleksitiminin yalnızca psikosomatik hastalarda olduğu düşünüldü fakat Sifneos’ un da vurguladığı gibi aleksitimi araştırmaya oldukça ihtiyaç duyulan bir fenemondi. Takip eden yıllarda aleksitimi hem normal popülasyonda hem de psikopatolojik belirtiler taşıyan popülasyonlarda oldukça fazla çalışıldı. (Keefer ve ark., 2014)

Literatür aleksitimiyle ilgili oldukça geniş bir yelpaze içerdiği halde aleksitimiyle ilgili hala kesin olarak bilinmeyen birçok gri alan mevcuttur. Aleksitimiyle ilgili birçok soru işaretinden biri aleksitiminin başka bir durumdan kaynaklı geçici bir özellik mi yoksa kalıcı bir kişilik özelliği mi olduğuyla ilgilidir. Kişiler bazı psikopatolojik durumlardan ötürü mü aleksitimikler yoksa aleksitimi doğduklarından beri sahip oldukları bir özellik mi ? Aleksitimi hem sürekli hem de durumsal bir özellik olarak düşünülebilir. Bazı boylamsal çalışmalar devam edegelen bir özellik olduğunu düşündürürken, bazı çalışmalarda azalabilen bir özellik olduğu görülmüştür. Örneğin 11 yıl süren boylamsal bir çalışmada kişilerin ölçülen aleksitimi puanı benzer kalmıştır. ( Tolmunen ve ark., 2011) Yine aleksitimi puanı yüksek bireylerle yapılan bir grup psikoterapisi kapsamında son test puanları ön test puanlarından beklenenin altında düşük çıkmıştır.(Rufer ve ark.,2011)

Aleksitimi konusunda belirgin olmayan sınırlar bir kişinin aleksitimik olup olmadığını anlamayı da zorlaştırabilir. Bu sebepten aleksitimik veya değil diye tanı koymanın kaygısını bir yana bırakıp, varsa aleksitiminin düzeyine odaklanmak gerekir. Bu noktada Freyberger’ in (1977) birincil ve ikincil aleksitimi kavramlarını gündeme getirmek uygun olacaktır. Freyberger’ in görüşüne göre birincil aleksitimi kişinin duygularını dışa vuramayaşını bedenselleştirerek ortaya çıkarmasına neden olan bir kişilik özelliğiyken, ikincil aleksitimi ise bireyin başına gelen travmatik yaşam olaylarına eşlik eden geçici bir durumdur. Swiller’ ın (1998) altını çizdiği yaklaşım bu noktada önemli görünmektedir, aleksitimi tek başına psikiyatrik bir hastalık değildir fakat birçok psikiyatrik hastalığa eşlik edebilen bir düşünme, hissetme veya ilişkilendirme biçimidir.

Aleksitiminin ölçümünden bu noktada bahsetmek uygun olacaktır. Taylor ve arkadaşları, 26 madde ve 4 boyuttan oluşan, kişinin kendisinin doldurduğu, Toronto Aleksitimi Skalası’nı (TAS-26) geliştirmişlerdir.(Taylor ve ark., 1988) Fakat Bagby ve arkadaşları hayal kurmada kısıtlılık boyutunu çıkararak ölçeği kısaltmış, günümüzde en çok kullandığımız, 20 madde ve 3 boyuttan oluşan Toronto Aleksitimi Skalası (TAS-20) geliştirilmiştir (Bagby ve ark., 1994). TAS-20, duyguları tanımlamakta zorluk 7 madde; duyguları ifade etmekte zorluk 5 madde ; dışsal odaklı düşünce 8 madde alt ölçeklerinden oluşur. Testin güvenilirlik ve geçerliliği yüksektir fakat kişinin testi kendisinin doldurması ve testin güvenilirliğini kıyaslayacak başka bir ölçüm aracının bulunmaması testten elde edilen veriler adına soru işaretidir.

Aleksitiminin kültürü göz önünde bulunduran bir perspektiften değerlendirilmesi önemlidir. Bazı kültürel yapılarda duyguların ifade edilmesi pekiştirilirken, bazı yapılarda ise ifade edilmemesi normal hatta bazen istenen davranış biçimi olabilir. Fakat duyguların ifade edilmesinin pekiştirildiği toplumlarda aleksitimik bireylerin kişisel ve sosyal ilişkilerinde sorunlar yaşayabileceği aşikardır.

 

 

 

Klinik Psikolog Betül Nesibe ÖZKARS